Aşırı Açlık mı? O da ne?

Epey zamandır içimden yazmak gelmiyordu. Korkular, endişeler, karman çorman zihnimin savaşı bitti de burayı da terk ettim değil durum. Keşke öyle olsaydı diye geçiyor içimden. Mücadeleye halen devam. Hislerimi yazıya dökmüyordum belki ama içimde sürüp gidiyor yine de işte. Uplifers.com’a da Derinlikler‘den seslenerek son kez, veda ettim. Gerçekten yeme bozukluğuyla ilgili konulardan bir süre uzak durmak istedim. Hiçbir şey okumak istemedim, duymak istemedim, yazmak istemedim. Yine yazasım yok aslında ama… ne bileyim. Dün anoreksiya nervozayı yenmiş bir kadının “extreme hunger” denen durum hakkındaki videosunu izleyince bu konu çok önemli dedim bir kez daha kendi kendime. Zaten bildiğim bir şeydi. Başka başka yerlerden de az az okuyunca aşağıdaki yazı çıktı ortaya. Önce kendim için yazdım ama; aç hissettiğimde kendime kızmaktan vazgeçeyim, bedenimin ihtiyacına kulak vereyim diye. (Bir de yazarken şunu düşündüm; ben henüz “aşırı açlık” durumunu -en azından fiziksel olarak- yaşamıyorum ama görünüşe göre iyileşme yolculuğunda önemli bir aşama bu. Yaşanması gereken bir süreç. İyileşme yolunda ilerleyenlerin yaşadığı bir süreç. Demek ki ben daha… neyse. Yazarken dedim ki: bu durumu ben de yaşasam keşke! Sonra da korktum. Hep aç hissetmekten ve kendimi durduramayacak kadar fazla yemekten. Ama işte… her rahatsızlığın tedavisi zor değil mi zaten? Fiziksel ve psikolojik olarak. Neyse… Daha fazla uzatmadan meseleye dönelim.

Aşırı Açlık: yeme bozukluklarında karşılaşılan ‘normal’ bir durum

‘Aşırı açlık’ olarak ifade edebileceğimiz, İngilizce kaynaklarda extreme hunger olarak bilinen durumun ne olduğunu açıklamakla başlayalım. Beynin ilkel bölümünün, gerekli olduğu halde yoksunluğunu çektiği bir şeye – bunu vücuttaki enerjinin (kalorinin), yağ miktarının ya da karbonhidrat, protein gibi belli bir makro besinin eksikliği olarak düşünebiliriz– karşı verdiği fizyolojik tepkidir. Sebebi ne olursa olsun, bedenimiz ihtiyacı olandan mahrum bırakıldığını seziyor ve bu algılanan mahrumiyete bir dizi fizyolojik tepki veriyor ki uzun süreli kısıtlayıcı diyetler ve yeme bozuklukları açlık hormonlarının dengesini yitirmesine ve ‘aşırı açlık’ dediğimiz duruma neden oluyor.

Aşırı açlığa sebep olan faktörler arasında şunları sayabiliriz: *yeterince gıda ve kalori alınmaması *beslenmenin çeşitlilikten uzak, sürekli aynı tip gıdalara dayanması *fiziksel yorgunluk *yiyecekleri ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olarak adlandırmak *düşük kalorili kısıtlayıcı beslenme *hormonların dengesizliği *vücut ağırlığının çok düşük olması * yeme bozuklukları.

Tüm bunlar leptin hormonunun dengesini olumsuz yönde etkiler. Leptin, artık pek çoğumuzun bildiği gibi, bedenimizdeki yağ depolarında üretilen bir hormondur ve başlıca görevi beyne vücudun yeterince beslendiği mesajını iletmektir. Yani, açlık ve tokluk sinyallerinin beyne ulaşmasından sorumludur. Leptin ayrıca metabolizmamızın gerekli şekilde çalışması için ona yardımcı olan bir hormondur.

Yeme bozukluğu danışmanı Christina Daidone, kısıtlayıcı beslenme ya da karbonhidrat gibi ‘düşman ilan edilen’ belli besin gruplarından kaçınmanın leptin düzeylerinin düşmesine neden olacağını ifade ediyor. Ve ne kadar uzun süre bu şekilde beslenirsek, leptin eksikliğinin oluşması riski de bir o kadar artar. Leptin hormonları ne çok fazla ne çok az olmalıdır, aksine daima dengede tutulması hem açlık ve tokluk sinyallerinin beyne ulaşması hem de metabolizmamızın zarar görmemesi adına son derece mühimdir.

Aşırı açlık durumunda neler yaşarız?

Aşırı açlık, fiziksel olarak son derece tok ve şişkin hissetmenize rağmen yemeye devam ettiğimiz anlardır. Yemek için kontrol edilemez bir dürtü hissederiz. Bu fiziksel duruma korku, endişe ve pişmanlık gibi psikolojik hallerin eşlik ettiğini de unutmamak gerek. Öyle ki aşırı açlıkta tek öğünde binlerce kalori alındığı bile görülebilir. Kulağa son derece korkutucu ve nahoş geldiğinin farkındayım fakat bu durumun yıllarca süren kısıtlayıcı beslenme ve mahrumiyet sonucu bedenin iyileşme çabasının doğal bir sonucu olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Aşırı açlık fiziksel ve psikolojik olarak bizi nasıl etkiler?

Beslenme uzmanı Kimberley Platt, yeme bozuklukları ve kısıtlayıcı beslenmenin sonucu olarak incelediği aşırı açlık konusundaki makalesinde bu durumun sonuçlarını şöyle sıralamış:

Şişkinlik hissi; kilo alımı; mide bulantısı; ödem; halsizlik; hazım güçlüğü; utanç, pişmanlık, suçluluk, üzüntü gibi hislerle birlikte kaygı ve korku.

Bunları okuduğumuzda ‘aşırı açlık’ durumunun istenmeyen ve direnilmesi gereken bir şey olduğu düşüncesine kapılıyoruz doğal olarak. Ama özellikle yeme bozukluklarıyla mücadele eden kimselerde aşırı açlığın yaşanması ve bastırılmaması iyileşme adına bir gereklilik.

Aşırı açlık yeme bozukluklarında ne anlama gelir ve neden önemlidir?

Hipnoterapi ve fonksiyonel beslenme uzmanı Bonnie Killip’e göre, anoreksiya, bulimiya, tıkanırcasına yeme ya da ortoreksiya gibi tüm yeme bozuklarında vücudumuzu ihtiyacı olan enerjiden ya da belli besin gruplarından kısa ya da uzun sürelerle (bazen yıllarca) mahrum bırakıyor ve ona büyük hasarlar veriyoruz. Bazı hastalarda kilo alımı; kalp, sindirim ve hormon sağlığı üzerindeki ciddi komplikasyonların önlenmesi adına öncelik teşkil ettiği için beslenmeyle geri kazanılacak onarım iyileşmenin en temel adımlarından biri. Kilo alımı ayrıca beyinsel işlevlerimizin daha sağlıklı bir şekilde çalışması ve psikolojik iyileşmemiz için de gerekli.

Kısacası, aşırı açlık tecrübe eden bedenin en temel çabası şu:

Yetersiz beslenmenin ve açlığın kendisine daha fazla zarar vermesini engellemeye çalışıyor. Çünkü iyileşme ancak yeterince enerjinin düzenli bir şekilde sağlanmasıyla mümkün.

Özellikle kısıtlayıcı beslenme tarzlarının yüceltildiği ve sağlıksız incelikte, küçücük bedenlerin övüldüğü bir dünyada bu durumu kabullenmek – hele de yeme bozuklukları olan insanlar için – son derece zor ve ürkütücü. Ama aşırı açlığı bedenimizin ve beynimizin bize son çağrıları, hayatta kalmaya devam etmek için son uğraşları olarak görüp ona direnmememiz gerekiyor. Aşırı açlığın ortaya çıkmasının makul ve yararlı bir nedeni var. Bedenimiz bizim sebep olduğumuz mahrumiyet yüzünden yaralandı ve iyileşmek için enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu mahrumiyet halinden çıkana, zarar gören tüm organ ve dokularımız iyi olana kadar gerek fiziksel gerek psikolojik zorluklarına rağmen aşırı açlığa kulak vermeliyiz. Yani, bedenimize güvenmeliyiz. O bizi iyileştirmek istiyor. Yeme bozuklukları sahte bir kontrol algısı yaratırken, hayatımızdan çalıyor. Hâlbuki benliğimiz ve hayatımız üzerinde söz sahibi olmak ancak bedenimizle işbirliği yapmaya bağlı, ona karşı gelmeye ve düşman olarak görmeye değil.

Bu durum ne kadar sürecek?

Ne kadar süre gerekiyorsa. Vücudumuzun iyileşmek için aşırı açlığa göre beslenmeye ne kadar süre ihtiyacı varsa. 

Aşırı açlık ile tıkanırcasına yeme bozukluğu aynı şeyler mi? Kısıtlayıcı tipteki yeme bozukluklarından iyileşirken aşırı açlığı bastırmaya çalışmalı mıyız?

Tıkanırcasına yeme bir yeme bozukluğu olarak sınıflandırılırken, aşırı açlık yeme bozukluğu halinin bir sonucu ya da semptomudur.Ve daha da iyisi, iyileşme sürecinin bir parçasıdır.

Aslında, aşırı açlığın aksine, tıkanırcasına yeme, temelinde yiyeceklerle ya da gerçek bir açlıkla ilgili değildir. Tıkanırcasına yeme nöbetlerinin sebepleri daha çok ruhsaldır.Bir çeşit savunma mekanizması olan tıkanırcasına yeme rahatsızlığı stres, üzüntü ve kaygı gibi durumlara verilen tepkidir.

Aşırı açlık; bedenimiz kendini yeniden güvende hissettiğinde, hormonlarımız ve metabolizmamız bastırılmamış normal halinde döndüğünde geçer. Yani, iyileşme sürecinin bir parçası olarak yaşanır ve biter. Tıkanırcasına yeme durumunda ise kişi bununla yıllarca mücadele edebilir, öyle ki ancak tıbbi yardımla bunun üstesinden gelebilir.

Aşırı açlık yalnızca anoreksiya nervozada mı görülür? Normal kilosunda olanlar neden aşırı açlık yaşar ve bu durumda ne yapılmalı?

Anoreksiya nervoza rahatsızlığı yaşayıp kilosu normalin altında olan insanlar kilo almak ve enerji mahrumiyetini gidermek için aşırı açlık hissine kulak vermeli. Peki, normal bir kiloda hatta belki bunun üzerinde olan kimseler aşırı açlık duyduklarında ne yapmalı?

Yeme Bozuklukları Danışmanı Elisa Oras, bu noktada kendi deneyimlerinden de yola çıkarak özellikle tıkanırcasına yeme nöbetleri yaşayan bulimiya nervoza hastalarına sesleniyor ve şöyle bir açıklama yapıyor:

Bulimiya’da da tıkanırcasına yeme nöbetleri arasında bir şekilde vücudunuzu gıdadan mahrum bırakıyor ya da aldığınız kalorileri yakmak için laksatif kullanımı, aşırı spor gibi ‘telafi’ çabalarına giriyorsunuz. Yani, öncesinde vücudunuz üzerinde kısıtlama yoluna gittiğiniz için sonrasında tıkanırcasına yeme nöbetleri yaşıyorsunuz. Tıkanırcasına yeme her ne kadar psikolojik temelli olsa da aynı zamanda bedenin kısıtlayıcı döngüye verdiği bir tepkidir. Bunu ister yetersiz kalori alımı ister sağlıklı beslenme takıntısında olduğu gibi belli gıdaların tamamen yasaklı ilan edilmesi olarak yorumlayın.

Kısıtlamaktan vazgeçip beslenmeye başladığınızda, tıkanırcasına yeme nöbetleri bir gecede bitmeyecek çünkü bedenin ve beynin yeniden güven oluşturması için zaman gerekiyor. Ayrıca, beden, yeme bozukluğu yüzünden, gördüğü fiziksel zararı gidermek için de ciddi anlamda kaloriye ihtiyaç duyuyor.

Yani, kısıtlama-tıkanırcasına yeme döngüsünü kırmak ancak bu döngünün ilk halkasını yani kısıtlamayı bırakmak ve açlığı bastırmamakla mümkün.

Gerçek dünyada tüm bunlar ne anlam ifade ediyor?

Yeme bozukluklarından iyileşme dönemindeysek ya da kısıtlayıcı beslenme alışkanlıklarından kurtulmaya çalışıyorsak, normalde olduğundan daha fazla gıda almaya ve çok muhtemelen etrafımızdaki sağlıklı insanlardan daha fazla yemeye ihtiyacımız var.

Aksi halde iyileşemiyoruz.

Son derece anlaşılır, son derece basit değil mi?

Zihnimizdeki gardiyanın sözlerini ve başkalarının yargılarını bir kenara koyalım, çünkü bunlar iyileşmeyi yavaşlatır hatta engeller.

Gerçek biz, iyileşmiş ve sağlıklı benliğimizde, içimizde saklı; başkalarının ya da zihnimizdeki sahte düşüncelerde değil.

Tabii, aşırı açlık ve yeme bozukluklarından iyileşmek yalnızca kilo almak anlamına gelmiyor. Bunlar, bedenimizi iyileştirmek ve ona daha fazla fiziksel zarar gelmesini önlemek için olmazsa olmaz. Fakat, aynı zamanda tüm bu süreçte ihtiyacı olan kaynağa kavuşan beynimiz de yeniden eskisi gibi doğru muhakeme yapabilecek ve mantıklı kararlar alabilecek. Bu sayede yıllar boyu mental patikalarımızda oluşan ve bizi yeme bozukluğuyla ilişkili davranışlara iten zararlı nöral bağlantıları bozup yerlerine daha sağlıklı yollar kurabileceğiz. En nihayetinde, iyileşmek özlediğimiz eski (gerçek) bize ulaşmak ya da hayatımızda yepyeni bir sayfa açmakla ilgili.

Kaynaklar:

https://www.christinadaidone.com/extreme-hunger-after-food-restriction/

https://edinstitute.org/paper/2012/5/22/extreme-hunger-1-what-is-it

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s